Michael Jordan İnanılmaz Başarısızmış!

Michael Jordan’ı herkes bilir değil mi? Tabi O’nu hep başarılarıyla, müthiş asistleri, smaçları ve son anda attığı maç kazandıran üçlükleriyle hatırlarız. Peki ya başarısızlıkları? Hiç düşündük mü acaba? Ben düşünmedim :) Sanırım bize sürekli başarı hikayeleri anlatan konuşmacıların, kitapların ve makalelerin eseri olarak; hiç olumsuzluklardan ve başarısızlıklardan da ders alabileceğimiz aklımıza gelmiyor.

“Kariyerim boyunca 9 binden fazla başarısız atış yaptım. 300’den fazla oyun kaybettim. 26 kez oyun kazandıracak atışı ıskaladım. Çabaladıkça başarısız oldum, başarısız oldukça çabaladım. İşte başarımın sırrı..” Michael Jordan

Geçenlerde okunacaklar listeme eklediğim ama unuttuğum bir yazıyı bu sabah farkettim. Sayın Ulvi Yaman‘ın Hocam Benim Bir Fikrim Var! başlıklı yazısı. Okumanızı tavsiye ederim.

Soru Sormak Lazım

Sabah inc.com‘da bir makale dikkatimi çekti. Başlık şöyleydi; 10 Questions That Create Success

Aslında ‘başarının sırrı’, ’10 adımda başarı’ gibi bir dolu zırva havada uçuşurken bu tarz bir makaleye pek merak salmazdım. Ama bu başlıkta beni çeken şey ‘Soru’ idi. Zira biz girişimci geçinen girişkenler sürekli konuşuyoruz ve tahliller yapıyoruz kendimizce ama bir şeyleri sürekli atlıyoruz; ‘Sormak’

Biz kendimize soru soruyor muyuz hiç? Kalemi kağıdı alıp kendimizle ve inandığımız projemizle alakalı yazıp çiziyor muyuz hiç? Soru sormak önemlidir. Kendimize soru sormak ise çok daha önemli..
Bir de farklı bir yönü var tabi sorma eyleminin. Mesela bir bilene veya uzmanına sormak..  Bizim genelde pat diye çıkıyor ağzımızdan cümleler ve oracıkta asıp kesiyoruz çoğu zaman. ‘Abi bu iş tutmaz’ ‘Olum şu işte sağlam para var’ vs. vs. bir dolu laf var ağızlarda. Peki ya o yollardan bizden çok önce geçenler? Hiç mi değeri yok onların fikirlerinin de sormaktan kaçıyoruz?
Bu makalede sorulan soruları lütfen okuyun zira onlar da çok değerliler. Link
Son olarak makalede çok hoşuma giden bir bölüm daha vardı. Gerçek başarı nereden gelir?

”Real success comes from the quality of your relationships and the emotions that you experience each day.”

Geoffrey James

Kitap: Otobüsten İndim BMW’ye Bindim

 Yakın çevremdekiler bilirler; Sayın Baybars Altuntaş ile hukukumuz 2007 senesine dayanır. Kendisiyle Çukurova Üniversitesi Sinerji Kolu Başkanlığı yaparken bir Kariyer Zirvesi sebebiyle tanışmış ve harikulade bir frekans yakalamıştık. O gün bugündür görüşmeye de devam ediyoruz.

Geçen ay Baybars Bey Elmacıpazarı Adana ofisimize ziyarete gelmişti. Kendisiyle uzun uzun sohbet edip bir yandan da iPad’i ile alakalı bilgi vermiştik. Baybars Bey bana kendi kaleme aldığı ‘Otobüsten İndim BMW’ye Bindim’ kitabından bahsetti. Daha sonra bir vesile ile Türkiye’de bu kitabı ilk okuma şansı yakalayan kişi oldum. Normalde çok hızlı kitap okuyabilen bir adam değilim ancak 3-4 saatte kitabı bitirmiştim. Kitapla alakalı yorumlarımı elbette bloguma yazacaktım bir gün ancak Baybars Bey’in kitabı bitirdiğimi hissetmişcesine beni arayarak ilk yorumlarımı sorması kendisinin kitabına ve anlatılan hikayeye ne kadar önem verdiğinin göstergesiydi. Dile getirmeden edemeyeceğim.

Evet şimdi kitapla alakalı yorumlarıma geçeyim; Continue reading

Gercek Marka Nasil Cikar?

Gercek markalar, pazarlama bölümlerinden ya da reklam ajanslarindan cikmaz. Magaza tasarimindan mekan secimine, egitiminden üretime, ambalajdan satin almaya kadar sirketin yaptigi her sey markayi ortaya cikarir. Güclü markasi olan sirketlerde üst düzey yöneticilerin bir karar verirken su soruyu sormalari gerekir: “Markanin gücünü arttirir mi azaltir mi?”

Howard Schultz

Teşekkürler Steve

2007′nin Ekim ayıydı. Arkadaşımla kurduğumuz firmadan kazandığımız ilk parayla bilgisayarlarımızı yenilemeye karar vermiştik. O’nun babası Amerikada olduğu için oradan getirecekti bize bilgisayarları. Hangi marka olsun diye karar vermeye çalışırken ‘Apple olsun’ dedi bir arkadaşımız. Ve benim ‘küçük beyaz güvercinim’ (MacBook) bir Vakko gömlek kutusunun içinde elime ulaştı. O gün sadece @ işaretini yapabilmek için 1 – 2 saatimizi harcadık diyebilirim. O kadar yabancıydım bu dünyaya. Ama bu yabancılığın hayatımı bu kadar değiştireceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Hayatımı o kadar değiştirdi ki; Apple artık işim oldu..

Apple’a olan hayranlığım adeta MacBook’umu kullandığım her saniye artıyordu. Bu hayranlığın asıl sebebi olan deha ise hayatıma yavaş yavaş girmeye başlamıştı; Steve Jobs…

Steve ile alakalı en önemli detay bana göre O’nun inancıdır. Dini anlamda inançtan bahsetmiyorum. O’nun yarattığı markaya ve ürünlere olan inancı. Tüm dünyayı değiştireceğini düşünen ve sonunda bunu gerçekleştirebilen bir inançtan bahsediyorum..

Steve gerçek anlamda bir dahiydi. Hep en iyiyi bekledi ekibinden. Hatta onlara kendilerinin bile hayal edemediği işler yaptırdı. İnsanların hayatını değişitirebilmek için bunu yapmalıydı. Tıpkı benim hayatımı değiştirdiği gibi.

Ben kendi adıma O’nun ölümünden duyduğum üzüntümü bir çok platfomda dile getirmeye çalışıyorum. Ancak itiraf edeyim hiç tanışmadığım birisi için bu kadar üzüleceğim aklıma gelmezdi.

Kendi adıma sana sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum Steve. Huzur içinde uyu!